Güney Afrika’ya geliş amacım, köpekbalığı hiyerarşisinin sırasıyla üstten ikinci ve üçüncü sırasında yer alan kaplan ve boğa köpekbalıkları ile yakından tanışmak. Besleme dalışı denen bir yöntem ile kafes mafes olmaksızın, yanyana durmak, gözgöze gelmek!

Boğa köpekbalıklarını görmek için Margate’te, kaplan köpekbalıkları için Umkomaas’ta besleme dalışları yaptım. Besleme dalışı, bildiğimiz dalışlardan biraz farklı. Öncelikle dalıcı olarak belli bir dalış sayısına ulaşmış, tecrübeli kabul edilecek seviyeye gelmiş olmanız gerekiyor. Sertifikanızı dikkatle incelemekle beraber, orada ne yazdığından çok, kaç dalışınız olduğuna ve önceki dalışlarda su altında sergilediğiniz rahatlığa bakıyorlar. Geçer sayının kaç olduğunu söylemek zor ama, 100 dalıştan aşağısı kurtamaz diyelim. Çünkü dalışın yarattığı heyecan bir yana, bölgenin hava ve deniz şartları da epey sert, hırpalanıyorsunuz.

Sertifikanızı inceledikten sonra önünüze imzalamanız için bir form uzatıyorlar. Dünyanın her yerinde, dalmadan önce risklerden haberdar olduğunuzu beyan eden bir form imzalarsınız. Fakat buradaki biraz daha açık açık, kör gözüm parmağına, “Emin misin bak?” tadında yazılmış. Neredeyse şöyle bir metnin altına imza atıyorsunuz: “Besleme dalışının tehlikeleri hakkında gayet güzel bilgilendirildim. Köpekbalıklarının suya atılan yemler yüzünden pek bir heyecanlanabileceğini, bunun da bana bir hayrının olmadığını, dalışı bazı organlarım eksik ya da ölmüş olarak tamamlayabileceğimi biliyor ve hala daha dalmak için ısrar ediyorum. Valla billa kimse beni zorlamıyor.”

Dalışlar zodyak botlarla yapılıyor. İçine 10-15 kişinin sığabileceği, kuvvetli motorları olan, büyük zodyaklar bunlar. Scuba’mı zodyağın ortasındaki ekipman bölümüne bağlayıp kenara oturmam; ayaklarımı yerdeki bantlara, ellerimi de kenardaki halatlara sıkıca geçirmem gerekiyor ki, yolda hoplaya zıplaya giderken cumburlop denize uçmayayım…

Sahilden açıldığımızda karşımıza çıkan ilk engel “sörf dalgaları”. Okyanus kıyısında oluşan ve içe doğru kırıldıkları için tekneleri alabora etme tehlikesi olan sörf dalgalarını aşmak ayrı bir maharet gerektiriyor. Bu dalgaların oluştuğu çizgiye gelmeden önce zodyak yavaşlıyor, herkes canyeleklerini giyip sıkı sıkı bağlıyor. Zodyağı kullanan skipper “Hazır mıyız?” diye sorduktan sonra basıyor gaza. Sörf dalgalarını geçtikten sonra artık açık denizdeyiz.

Açık denizdeki yolculuğumuz da bir 40 dakika kadar devam ediyor. Benim gittiğim Mayıs ayı Güney Afrika’da kış mevsiminin başlangıcı olduğundan hava şartları zorluydu. Popomuz durmaksızın hoplamaktan morardı (belinde sorun olanlar için tam bir kabus!), var gücümüzle ipi tutmaktan ellerimiz kesildi, esen kuvvetli rüzgardan kulaklarımız ayvayı yedi. Bir keresinde dalışa giderken öyle bir yağmur yağdı, öyle bir rüzgar esti ki, ıslanmak ve üşümek bir yana, birileri bizi eşek sudan gelinceye kadar dövmüş gibi yorulduk. O gün kendimi SAT komandosu gibi hissettim. Neden etrafta fazla kadın dalgıç olmadığını da anlar gibi oldum!

Kara uzakta incecik bir çizgi halini alıp da dalış yapılacak bölgeye varıldığında, bir yarım saat sürecek “köpekbalıklarını çağırma” faslı başlıyor bu kez. İşin bu kısmı midesi sağlam olmayanlar için ciddi bir işkence. Çünkü köpekbalıklarını çağırmak için, bildiğimiz çamaşır makinesi tamburunun içine sardalya doldurulup üzerine balık yağı veya kanı dökülüyor. Koku dayanılmaz. Tambur, küçük bir şamandıra ve çapa eşliğinde suya bırakılıyor. Serbestçe salınan tamburdan yayılan yağ, denizin üzerinde akıntı yönünde bir koridor oluşturuyor hemen. Beklemeye başlıyoruz.

Bir süre sonra deniz yüzeyinde yüzgeçler görünmeye başlıyor. Şamandıranın etrafındaki itiş kakıştan çelik halata bağlanmış balık parçalarına saldırdıklarını anlıyoruz. Ancak bunlar, yüzgeçlerinin ucundaki siyah lekeden ötürü “siyah uçlu/black tip” olarak adlandırılan, 1,5-2 metrelik boyları ile nispeten küçük, normal köpekbalıkları. Assolistler en son çıktığından suya girmek için biraz daha sabretmemiz lazım. Rehberimiz ara sıra suya dalıp geleni gideni kontrol ediyor. Ne zamanki siyah uçlular tamburdan uzaklaşıp gözden kayboluyor, daha büyük bir şeyin geldiğini anlıyoruz. Rehberimiz kaplan köpekbalığının hemen altımızda olduğunu söylüyor. İşareti ile ekipmanları kuşanıp tüm ekip aynı anda sırtüstü suya atlıyoruz.

Böyle bir dalış yaptığımı anlattığım bütün tanıdıklarımın ikinci sorusu “Köpekbalıklarının saldırmayacağını nereden biliyorsun?“ oldu (İlk soru: Sen manyak mısın?). Cevap: Bilmiyorum (Her iki soru için de). Bunun %100 bir garantisi yok. Ama köpekbalıklarının durduk yerde insanlara saldırmadığı da herkesin malumu. Aslında biz sırtımızda kocaman tüplerimiz ve çıkardığımız fokur fokur baloncuklarla sualtı hayatına ters, yabancı, acayip yaratıklarız. Çoğu zaman onlar bizden korkuyor; bizi kendi avlarına ortak olmaya çalışan, tanımadıkları vahşi rakipler olarak görüyorlar. Suya indiğimizde yapmamız ve yapmamamız gereken şeylerin uzun bir listesini dalıştan önce elimize tutuşturmuş, briefing’de de üzerinden geçmişlerdi. Burada da yazdığı üzere, grup olarak bir arada ve belli bir derinlikte durduğunuz, yeme ulaşmasını engellemediğiniz, ellerinizle beslemeye kalkmadığınız, sağınızdan solunuzdan sarkan ekipman parçalarıyla rahatsız etmediğiniz, gözüne flaş patlatmadığınız, özetle “hayvanlık” etmediğiniz müddetçe pek bir problem yok.

Suya atladığımızda mümkün olduğunca kurallara dikkat ederek hayvanları izliyoruz. 50 cm çapındaki tamburu referans alarak etrafımda dolanan kaplan köpekbalıklarının boyunun 4 metre civarında olduğunu hesaplıyorum. Derisinin üst yüzeyindeki desenlerin kaplanın postuna benzerliğinden geliyor ismi. Kimi dalışımızda bir, kiminde üç tane kaplan köpekbalığı görüyoruz, ama her seferinde onlarca siyah uçlu eşlik ediyor onlara. Büyük küçük demeden bütün köpekbalıklarının göz göze geldiğimizde kaçtığını, yön değiştirdiği bizzat gözlemliyoruz. Su pek de sıcak olmamasına rağmen yaklaşık bir saat sürüyor her dalışımız.

Bu dalışları yaptığım için çok mutlu ayrılıyorum Güney Afrika’dan. O zamanlar henüz bilmiyorum ama, köpekbalıklarını görmek için daha çok seferler geleceğim buralara…

Kafessiz köpekbalığı dalışı videosunu izlemek için BURAYA tıklayın.

PAYLAŞ:

3 Responses

  1. cookosh

    ilsujjaanımm, bu seyahat vasıtasıylan gaza gelip tanzanya yollarına düşmek üzere olan ben, her şey yolunda gidip döndüğümde bloguna konuk santaçı olarak yazacağım bak şimdiden söliim! ne de olsa benim blog bu kadarını kaldırmaz..

    Cevapla

Yorum Yazın

Email adresiniz yayınlanmayacak.