Çekik Gözlü Bir Seyahatin Yola Çıkış Hikayesi

İş değişikliği, mevsim değişikliği, araya giren diğer geziler ve bilimum bahaneler derken geçen Aralık ayında yaptığım Güney Asya gezisini bir türlü yazamadım. Oysa gerek yolculuk sırasında topladığım dökümanlar, gerek sırf gezi sırasında yazmak kolay olsun diye satın aldığım minik laptop’ımdaki notlar dağ gibi olmuş, yazacaklar almış başını gitmiş vaziyette. Bu malzeme fazlalılığı zaten az buçuk gözümü korkuttu. Diğer taraftan yeni gezi planları yapmaya başladım. Tekrar yollara düşmeden önce anlatacaklarımı yazıp bitirmem hayrıma olur kanaatindeyim. Daha fazla sallanmadan dalıyorum konuya...


Biraz geriye gidelim... Önce gezinin hikayesini anlatayım. Aralık 2008’te Kurban Bayramı’nın hafta arasına denk gelmesi nedeniyle aylar öncesinden plan program yapmaya başladım. Bayramın önüne ya da arkasına izin ekleyerek iki haftalığına uzaklara gitmeyi hedefliyordum ki, ilk arıza çıktı. Kardeşim “Aman bizim yavru doğacak, sakın bayram sonrasına kalma” diye ültimatom çekti. Hemen ardından çok yakın bir arkadaşımız “Bayramdan önceki hafta evleniyorum, siz de nikah şahidisiniz, nah gidersiniz” deyiverdi. Haydi buyrun.

Gidiş-geliş tarihlerimizi çok ince hesaplarla kesinleştirdik. Sonra sıra geldi nereye gideceğimize karar vermeye. O zor oldu, hem oraya hem buraya hem şuraya gitmek istediğimden... Bir de efendim, bizim ailevi bir problemimiz var: Değerli eşim illaki kafasını suyun altına sokacak. Henüz evrimini tamamlayamadığından ve yüzgeçleri olduğundan şüpheleniyorum. Uzun süre denizden uzak kalamıyor. Bu yüzden bir prensibimiz var: Üst üste iki kara tatili yapmıyoruz. Neyse ki yazdan yeni çıkmışız, uzunca bir dalış tatilini yeni geride bırakmışız. İçim rahat. Karada gezebiliriz.

Alternatifler teker teker elendi. Neredeyse 12-13 yıldır gitme hayali kurduğum Burma’da karar kıldık. O kadar yol gitmişken güzelim Kamboçya, Vietnam ve zaten aktarma noktası olan Tayland gezilmeden dönülmez diyerek rotayı belirlemiş olduk.

Rotayı duyan iki arkadaşımız, Ayça ve Ahmet (Arınel) de bize katılmaya karar verdi. Ekip dört kişi oldu.

Asya’nın, Burma ve Kamboçya gibi küçük, kendi kabuğuna gizli, dünyaya yeni yeni açılan ülkeleri hakkında her normal Türk genci gibi (bak genç diyorum hala kendime!) pek az şey bildiğimden haldur huldur okumaya giriştim. Daha önce bu rotada yolculuk edenlerin bloglarına daldım çıktım. Gezi notlarını bastım, altlarını çizdim, notlar aldım. Bu sırada, yakın iki arkadaşımın da bizden yalnızca birkaç hafta önce Kamboçya ve Vietnam’a gideceklerini öğrendim, onların tüyolarını da cebe attım. Lonely Planet’ler, Eye Witness’lar bir yandan; İzzeddin Çalışlar’ın, Zeynep Oral’ın kitapları diğer yandan... Burada, Alim Erginoğlu’na bir teşekkür etmek isterim. Asya’da geçen 7 aylık seyahatini anlattığı el emeği göz nuru kitabı “Bir Türk, Bir İngiliz ve Üç Kuruşluk Dünya”yı okuduktan sonra onu buldum, sorularımla bunalttım :) Sağol Alim.

Diyeceksiniz ki “Alt tarafı iki haftalık turistik gezi yapacaksın, bu zahmet, bu efor, bu uğraş niye? Bin bir tura, git.” Benim için seyahat, gidilen yerde geçirilen zamandan ziyade, yola çıkmaya kadar verdiğim an başlayıp notlarımı yazıp paylaştığım an biten bir süreç (Bu hesaba göre hala Kamboçya’dayım :) Hummalı ön araştırma faaliyetleri de bu sürecin pek güzel, pek heyecanlı bir kısmı. Bir de, gözümü hırs bürüdü, sınırlı zamanımda en fazla şeyi görme rekorunu kırmak istiyorum. Aylaklık falan hikaye oldu yani. Speedy Gonzales’in notları diye okuyun bundan sonrasını.

Neyse, planı programı yaptık: Önce Tayland’a gidip oradan Burma’ya geçeceğiz. Sonra geri dönüp Kamboçya ve Vietnam’ı gezecek, yine Tayland üzerinden Türkiye’ye döneceğiz. Nefis.

Zamanımız kısıtlı olduğu için her yere uçarak gitmeyi planladık. Internetten ucuz havayollarını da kullanarak Tayland’ı üs kabul edip 8 farklı uçuş aldık. Ve heyecan içinde yola çıkışımızı beklemeye başladık.

Fakat ne oldu dersiniz?

Yola çıkmadan sadece 4 gün önce Tayland’da isyan çıktı ve Bangkok’taki uluslararası havalimanı işgal edildi. Bütün uçuşlarımız iptal oldu. Turistler mahsur kaldı. İşgalin devamında da ülkede darbe oldu. Bakınız konu hakkında önceki yazım.

Bu son dakika sürprizinin şaşkınlığını üzerimizden atmaya çalışırken THY’yi aradım. Biletimizi ücretsiz olarak aynı bölge içindeki uçuş noktalarından biriyle değiştirmeyi teklif ettiler. “Aynı bölge derken?” diye merakla sordum. “Alma Ata, Hong Kong, Tayvan ve Singapur” dedi müşteri temsilcisi. Birbirinden binlerce kilometre uzaktaki şehirlere ‘aynı bölge’ demeleri teoride aynı kıtada olmalarından herhalde. Kafamda seçenekleri tarttıktan sonra “Ver bi’ Singapur” dedim!

Diğer biletlerimiz için hiçbir şey yapamadık. Kriz ortamında internettten veya çağrı merkezlerinden bilgi almak imkansızdı. Mecburen yeni rotamıza göre yeni biletler satın aldık. İptal olan biletlerimizin akıbetini de oralara vardıktan sonra sormaya karar verdik.

Velhasıl kelam, Burma'ya gideceğiz derken 4 Aralık 2008’de kendimizi Singapur’da bulduk. Çekik gözlü gezimiz de böyle sürprizli, maceralı başladı.

Share this post!

Bookmark and Share

3 yorum:

Aysegul dedi ki...

Merakla bekliyorum :))

Fatmanur Erdogan dedi ki...

Singapuru seçmeniz iyi olmuş. Tayland bana kalırsa kelimenin tam anlamıyla "egzotik"bir yer ama S'pore da mutlaka tadılması gereken mekanlardan...

Hayatı maceralar anılır kılarmış, sizinkide öyle olmuş. Bugün blogunuzu Emrah'dan öğrendim, çok keyifli olmuş. Tebrikler.

Banu Alagöz dedi ki...

Ilsu'cum,
Havaalani kapandiginda ben Tayland'da bir yoga festivalindeydim. Mahsur kaldik, iyi ki gelmemissiniz!