Köpekbalığı nasıl beslenir?

Geldik seyahatin en heyecanlı kısmına, asıl hedefimize, sekizbin küsur kilometre yol tepip buralara gelmemizin nedenine...

Amacımız köpekbalığı hiyerarşisinin sırasıyla üstten ikinci ve üçüncü sırasında yer alan kaplan ve boğa köpekbalıkları ile yakından tanışmak. Besleme dalışı denen bir yöntem ile kafes mafes olmaksızın, yanyana durmak, gözgöze gelmek!

(Hiyerarşinin en tepesindeki Büyük Beyaz, nam-ı diğer “Jaws” ile, seyahatimizin ilerleyen günlerinde Cape Town’da ve mümkünse biz bir kafesin içindeyken tanışmak niyetindeyiz :)



Boğa köpekbalıklarını görmek için Margate’te, kaplan köpekbalıkları için Umkomaas’ta besleme dalışları yaptık. Besleme dalışı, bildiğimiz dalışlardan biraz daha farklı. Öncelikle dalıcı olarak belli bir dalış sayısına ulaşmış, tecrübeli kabul edilecek seviyeye gelmiş olmanız gerekiyor. Sertifikanızı dikkatle incelemekle beraber, orada ne yazdığından çok, kaç dalışınız olduğuna ve önceki dalışlarda su altında sergilediğiniz rahatlığa bakıyorlar. Geçer sayının kaç olduğunu söylemek zor ama, 100 dalıştan aşağısı kurtarmaz diyelim. Çünkü dalışın yarattığı heyecan bir yana, bölgenin hava ve deniz şartları da epey sert, hırpalanıyorsunuz.

Sertifikanızı inceledikten sonra önünüze imzalamanız için bir form uzatıyorlar. Dünyanın her yerinde, dalmadan önce risklerden haberdar olduğunuzu beyan eden bir form imzalarsınız. Fakat buradaki biraz daha açık açık, kör gözüm parmağına, “Emin misin bak?” tadında yazılmış. Neredeyse şöyle bir metnin altına imza atıyorsunuz: “Besleme dalışının tehlikeleri hakkında gayet güzel bilgilendirildim. Köpekbalıklarının suya atılan yemler yüzünden pek bir heyecanlanabileceğini, bunun da bana bir hayrının olmadığını, dalışı bazı organlarım eksik ya da ölmüş olarak tamamlayabileceğimi biliyor ve hala daha dalmak için salak gibi ısrar ediyorum. Valla billa kimse beni zorlamıyor.” :)

Dalışlar zodyak botlarla yapılıyor. İçine 10-15 kişinin sığabileceği, kuvvetli motorları olan, büyük zodyaklar bunlar. Scuba’mızı zodyağın ortasındaki ekipman bölümüne bağlayıp kenarlara oturmamız; ayaklarımızı yerdeki bantlara, ellerimizi de kenardaki halatlara sıkıca geçirmemiz gerekiyor ki, yolda hoplaya zıplaya giderken cumburlop denize uçmayalım...

Sahilden açıldığımızda karşımıza çıkan ilk engel “sörf dalgaları”. Okyanus kıyısında oluşan ve içe doğru kırıldıkları için tekneleri alabora etme tehlikesi olan sörf dalgalarını aşmak ayrı bir maharet gerektiriyor. Bu dalgaların oluştuğu çizgiye gelmeden önce zodyak yavaşlıyor, herkes canyeleklerini giyip sıkı sıkı bağlıyor. Zodyağı kullanan skipper “Hazır mıyız?” diye sorduktan sonra basıyor gaza. Sörf dalgalarını geçtikten sonra artık açık denizdeyiz.

Açık denizdeki yolculuğumuz bir 45 dakika kadar devam ediyor. Bizim gittiğimiz Mayıs ayı Güney Afrika’da kış mevsiminin başlangıcı olduğundan hava şartları zorluydu. Popomuz durmaksızın hoplamaktan morardı (belinde sorun olanlar için tam bir kabus!), var gücümüzle ipi tutmaktan ellerimiz kesildi, esen kuvvetli rüzgardan kulaklarımız ayvayı yedi. Bir keresinde dalışa giderken öyle bir yağmur yağdı, öyle bir rüzgar esti ki, ıslanmak ve üşümek bir yana, birileri bizi eşşek sudan gelinceye kadar dövmüş gibi yorulduk. O gün kendimi SAS komandosu gibi hissettim. Neden etrafta fazla kadın dalgıç olmadığını da anlar gibi oldum!

Kara uzakta incecik bir çizgi halini alıp da dalış yapılacak bölgeye varıldığında, en az 45 dakika sürecek “köpekbalıklarını çağırma” faslı başlıyor bu kez. İşin bu kısmı midesi sağlam olmayanlar için ciddi bir işkence. Çünkü köpekbalıklarını çağırmak için, bildiğimiz çamaşır makinesi tamburunun içine tepeleme sardalya doldurulup üzerine balık yağı ve kanı dökülüyor. Koku dayanılmaz. Tambur, küçük bir şamandıra ve çapa eşliğinde suya bırakılıyor. Serbestçe salınan tamburdan yayılan yağ, denizin üzerinde akıntı yönünde bir koridor oluşturuyor hemen. Bir yandan tekneden balık parçaları atılmaya devam ederken biz de beklemeye başlıyoruz.

Bir süre sonra deniz yüzeyinde yüzgeçler görünmeye başlıyor. Şamandıranın etrafındaki itiş kakıştan çelik halata bağlanmış balık parçalarına saldırdıklarını anlıyoruz. Ancak bunlar, yüzgeçlerinin ucundaki siyah lekeden ötürü “black tip” olarak adlandırılan, 1,5-2 metrelik boyları ile nispeten küçük, normal köpekbalıkları. Assolistler en son çıktığından suya girmek için biraz daha sabretmemiz lazım. Rehberimiz ara sıra suya dalıp geleni gideni kontrol ediyor. Ne zamanki black tip’ler tamburdan uzaklaşıp gözden kayboluyorlar, daha büyük bir şeyin geldiğini anlıyoruz. Rehberimiz kaplan köpekbalığının hemen altımızdan olduğunu söylüyor. İşareti ile ekipmanları kuşanıp tüm ekip aynı anda sırtüstü suya atlıyoruz.


Böyle bir dalış yaptığımı anlattığım bütün tanıdıklarımın ikinci sorusu "Köpekbalıklarının saldırmayacağını nereden biliyorsun?" oldu (İlk soru: "Sen manyak mısın?"). Cevap: Bilmiyorum (Her iki soru için de :). Bunun %100 bir garantisi yok. Ama köpekbalıklarının durduk yerde insanlara saldırmadığı da herkesin malumu. Aslında biz sırtımızda kocaman tüplerimiz ve çıkardığımız fokur fokur baloncuklarla sualtı hayatına ters, yabancı, acaip yaratıklarız. Çoğu zaman onlar bizden korkuyor; bizi kendi avlarına ortak olmaya çalışan, tanımadıkları vahşi rakipler olarak görüyorlar. Suya indiğimizde yapmamız ve yapmamamız gereken şeylerin uzun bir listesini dalıştan önce elimize tutuşturmuş, briefing’de de üzerinden geçmişlerdi. Grup olarak bir arada ve belli bir derinlikte durduğunuz, hayvanın yeme ulaşmasını engellemediğiniz, ellerinizle beslemeye kalkmadığınız, sağınızdan solunuzdan sarkan ekipman parçalarıyla rahatsız etmediğiniz, gözüne flaş patlatmadığınız, özetle “hayvanlık” etmediğiniz müddetçe pek bir problem yok.

Suya atladığımızda mümkün olduğunca kurallara dikkat ederek hayvanları izliyoruz. 50 cm çapındaki tamburu referans alarak etrafımda dolanan kaplan köpekbalıklarının boyunun 4 metre civarında olduğunu hesaplıyorum. Derisinin üst yüzeyindeki desenlerin kaplanın postuna benzerliğinden geliyor ismi. Kimi dalışımızda bir, kiminde üç tane kaplan köpekbalığı görüyoruz, ama her seferinde onlarca black tip eşlik ediyor onlara. Büyük küçük demeden bütün köpekbalıklarının göz göze geldiğimizde kaçtığını, yön değiştirdiği bizzat gözlemliyoruz. Su pek de sıcak olmamasına rağmen yaklaşık bir saat sürüyor her dalışımız.

Ve Güney Afrika’dan yaptığımız birbirinden güzel 12 dalışı şahane bir “bonus”la bitiriyoruz:

Umkomaas’ta “çağırma” faslı için tamburu suya atmış beklerken kalabalık bir yunus sürüsü geldi yanımıza. Tam da o sırada dalgıçlardan biri buralarda yunus görülüp görülmediğini sormuştu, rehberimiz de hiç görmediğini anlatırken yunuslar ortaya çıkınca büyük sürpriz oldu, neşe içinde onları takip ettik. “Peki balina var mı buralarda?” diye sordu bir başkası. Rehber daha balina mevsiminin yeni başladığını, henüz hiç görünmediklerini anlatmaya başlamıştı ki Bora ayağa fırlayıp avaz avaz “Balinaaaa!” diye bağırmaya başladı. Açık denizde, 500 metre önümüzde bir fıskiye vardı. On kişi birden heyecandan ayağa fırladığımız ve her kafadan bir ses çıktığı için skipper’ın sesini duyurması, bizi yerlerimize oturtup gaza basması biraz zor oldu. Tamburu, yunusları falan orada bırakıp balinaları yakından görebilmek için zodyakla son sürat ilerlemeye başladık. Yaklaştığımızda bir değil, iki balina olduğunu gördük. Biri suya dalarken diğeri havaya zıplıyor, havaya zıplayan büyük bir gürültüyle gövdesinin üzerine düşüyordu. Eştiler. Kambursırt balinasıydılar. Güney Afrika’nın Hint Okyanusu kıyıları onların göç yolları üzerindeydi. Tepelerinden su fışkırta fışkırta yollarına gidiyorlardı. Hayatımda gördüğüm en güzel görüntülerden biriydi.


Fotoğraflar: Birant Akarslan

Share this post!

Bookmark and Share

2 yorum:

Birant dedi ki...

Ilsudjuuuguuuummmm, onore etmissin beni tesekkur ederim. Ben de bu haftaicinde Guney Afrika fotograflariyla blogumu zenginlestirecegim. Izleyenler icin: http://bullittbirant.blogspot.com

cookosh dedi ki...

ilsujjaanımm, bu seyahat vasıtasıylan gaza gelip tanzanya yollarına düşmek üzere olan ben, her şey yolunda gidip döndüğümde bloguna konuk santaçı olarak yazacağım bak şimdiden söliim! ne de olsa benim blog bu kadarını kaldırmaz..