Bozcaada sokakları

19 – 22 Temmuz tarihleri arasına küçük bir tatil için Bozcaada’ya kaçtım.

İlk defa 10 sene önce gördüğüm Bozcaada, zevk sahibi insanlar ve -her gün aksini gördüğümüz, bu yüzden kıymetini daha fazla bilmemiz gereken- akıllı kararlar sayesinde hoş bir şekilde değişmiş ve gelişmiş. Şirin, kişilikli bir ada; Ege’de bir inci tanesi olmuş.

Nasıl olmuş peki? Bir kere, Bozcaada’nın tamamı doğal ve tarihi sit alanı olarak koruma altında, bu nedenle adadaki binalara Anıtlar Kurulu’nun izni olmadan müdahele edilemiyor. Dolayısıyla Karadenizli müteahhitlerin restorasyon yapmasına da izin verilmiyor :) Ayrıca bağların ve bağevlerinin olduğu iç bölgelerde, yeni yapılacak binaların arsanın büyüklüğü ne olursa olsun 80 metrekareyi aşmasına izin verilmiyor ve geleneksel bağevi profiline uyması şart koşuluyor.

İkincisi, çoğunlukla büyük şehirlerden kaçarak Bozcaada’ya yerleşen insanlar burayı güzelleştirmek için kişisel olarak çabalamışlar. Satın aldıkları binaları restore ederek şirin lokantalar, estetik oteller, nezih barlar, güzel sanat galerileri açmışlar; çok güzel bağevleri yapmışlar.

Ben de akşamüstleri Bozcaada sokaklarında yürüyüşe çıktım. Her köşebaşında bir sürpriz kovaladım :)











































Turistik tavsiyeler :)

Ulaşım:
Bozcaada’ya gitmek için alternatifler arasından biz arabayla gitmeyi tercih ettik ve şu rotayı izledik: İstanbul’dan çıkıp Tekirdağ üzerinden Eceabat’a yaklaşık 4 saatte gittik. Eceabat’tan her yarım saatte bir kalkan feribotla Çanakkale’ye geçtik. Çanakkale’den Bozcaada tabelalarını izleyerek yaklaşık 45 dakikada Geyikli iskelesine geldik. Bozcaada’ya ulaşım Geyikli’den tek bir feribotla sağlanıyor. Tek saatlerde Geyikli’den, çift saatlerde Bozcaada’dan olmak üzere, iki saatte bir hareket ediyor feribot. Yazın kuyrukta beklemek kaçınılmaz. Fakat neyse ki dönerken adada mahsur kalmamak için önceden rezervasyon yaptırmak mümkün, sihirli numara da şu: 0286 444 0 752. Bozcaada bir haftasonu motor gezisi için de ideal. Bu arada hatırlatayım, adada yanyana dizilmiş 4 pompadan ibaret tek bir benzinci var. Adaya kendi ulaşım aracım olmadan gideceğim derseniz, size hayatta başarılar :) Koyları, bağları falan artık gidenlerden dinlersiniz... Bu yanlıştan dönmek isteyenler için adada scooter kiralamak mümkün. İskelede inince sağa dönün ve Kale’nin hemen önünde, motorun birine astığı kasklara sardunya dikmiş adamı bulun :)

Konaklama:
Bozcaada’nın gelişimi pansiyonculara ve otelcilere yaramış, maşallah fiyatlar gökte. Ama hiç değilse el emeği göz nuru, misler gibi bir odada kalacağınızı, sabah da güzel bir kahvaltı edeceğinizi biliyorsunuz. Ben Kibele Konukevi’nde kaldım, gecesi kişibaşı 75 YTL idi, gönül rahatlığı ile tavsiye ederim. Rengigül Konukevi, Kaikias Otel, Katina Otel ise methini duyduklarım. Bunlar merkezdeki oteller. İç bölgelerde daha tatil köyü havasında çiftlik evleri, bağevleri de var. Konaklama konusunda bir başka alternatif de camping. Sulubahçe Mevkii’nde Ada Camping var mesela, gayet düzenli , temiz, üstelik denize çok yakın. Bir tane de Tuzburnu Mevkii’nde var, ama biraz daha mütevazı. Camping’e de lüzum yok, yıldızların altında yatarım derseniz, zaten bütün ada sizin.

Yeme-içme:
Sahilde, iskelenin hemen karşısında, kaleye nazır restoranlarda da oturabilirsiniz, ama ben Rum Mahallesi’ndeki küçük lokantaları tavsiye edeceğim. Lodos, Sandal, Güverte gibi isimleri olan bu yerlerin salaş görünümlerine kanmayın, fiyatlar epey tuzlu. Bu pahalılığa rağmen rezervasyonsuz yer bulmak da mümkün değil. Yer bulur bulmaz oturun ve kendinizi kaya koruğu, kaz ayağı, radika, zahter, deniz börülcesi gibi Ege otlarına verin. Bazılarına bayılacak, bazılarından nefret edeceksiniz :)

Şaraplar, bağlar, bağevleri, bağbozumları...
Bozcaada demek şarap demek. Fakat siz de Bozcaada şarabını kötü zannedenlerden misiniz? Bozcaada şarabı dendi mi, şaraptan anlayanların uzak durduğu, küçük aile tesislerinde üretilen sofra şarapları gelirdi benim aklıma. Halbuki yüzyıllardır değil, binyıllardır şarapçılık ile uğraşan Bozcaada, bu köklü geleneğine ihtimam göstermeden geçirdiği 10-15 yıllık bir dönemin kötü ününden kurtulmaya çalışıyor şu aralar. 80’lerde yanlış politikalar yüzünden yavaş yavaş terkedilen şarapçılık, devletin 98’den itibaren verdiği teşviklerle yeniden ayağa kalkmış. Bozulan bağlar elden geçirilmiş; adaya has Çavuş, Vasilaki, Karalahna, Kuntra üzümleri yeniden yetiştirilmeye, ayrıca yabancı üzüm bağları kurulmaya başlanmış. Adanın eski şarap üreticilerine 2000’lerde Corvus gibi sofistike girişimciler de katılmış. Bütün bunların sonucu olarak son 5-6 yıldır başarılı ve talep gören şaraplar üretilmeye başlanmış. Uzun lafın kısası, şimdiki şaraplar iyi. Önyargılarınıza yenik düşmeyin, bu değişik üzümlerden yapılan Çamlıbağ, Corvus, Talay ya da Ataol şaraplarını bir deneyin.

Deniz-güneş-kum:
Bozcaada’nın denizi tek kelimeyle “şahane”. Plajlar çoğunlukla incecik bir kum, bazen pırıl pırıl yanan ince çakıl. Su cam gibi berrak ve serin. Sürekli esen ve ferahlatan tatlı bir rüzgar... En meşhur plajı Ayazma adanın arkasında. Ayazma dışında şezlong-şemsiye organizasyonu sadece biraz ileride bulunan Habbele Koyu’ndaki Mitos Beach’te var. Ayazma’nın kalabalığına takılmayayım derseniz Mitos biraz daha sosyetik ama güzel bir alternatif. Canımın istediği gibi gezeceğim diyorsanız Mermerburnu Mevkii’ndeki Akvaryum’u ve Ayana Koyu’ndaki minicik kumsalları da tavsiye ederim. Adanın sürprizli tarafı rüzgar güneyden esince güneyde, kuzeyden esince kuzeyde deniz girilemeyecek kadar soğuk oluyor. Yani mecburen keşfedilecek o koylar!

Yedik, içtik, denize girdik, başka n’apacağız?
Kale’yi gezin, güzel fotoğraflar çekin. Daha feribotta gelirken heybetli silüetini göreceğiniz Kale, hayret edilecek kadar korunmuş ve bakımlı durumda.

Şarap Aksesuarları ismindeki dükkana gidin de İstanbul’da arayıp da bir türlü bulamadığınız dökmeden şarap koyma, damlatmama ıvır zıvırlarını burada bulup sevinin.

Bozcaada Kitapçısı’na gidin. Kitap almak için değil, sırf öylesine uğramak, belki çocukluğunuzda okuduğunuz bazı kitaplara rastlamak için. Yalnız dikkat! Kapısında yazdığı üzere: “Bazen kapalıdır” :)

Rüzgar güllerini görün. Gül değil tabii onlar, türbin. Türkiye’nin üçüncü rüzgar santrali 2000 yılından beri Bozcaada’da faaliyette. Adanın ihtiyacı olan elektrikten kat kat fazlasını üreten bu 17 türbin, santralin girişinde yazdığına göre, aynı enerjiyi üretecek bir kömür santraline göre türbin başına 82.000 ağaca eşdeğer oksijen tasarrufu sağlıyormuş. Özellikle güneş batarken manzara çok hoş.

Dalış da yapabilirsiniz. Ben yapmadım gerçi, ama bir dahaki gelişimde yapacağım. Adanın tek dalış okulu Aganta, 15 kişilik teknesiyle hizmetimizde: http://www.aganta.net/

Akşam oldu mu, Kale arkasındaki Bar Ali’ye gidin. Denizin üzerindeki iskelesinde şarap marap değil, ev yapımı likörlerini deneyin. Karadut nefis. İçerken bir yandan güneşi batırın, diğer yandan Kale’nin üstünden ayı doğurun.


Elimiz boş dönmeyelim!
En güzel Bozcaada hediyesi şarap tabii... Merkezde Corvus ve Talay’ın tadım ve satış dükkanları var. Ayrıca iskeleden inip meydana yürüken solda Bahar Şarap’ı göreceksiniz, Corvus haricinde adada ne şarap üretiliyorsa burada. Yalnız satıcılarının şaraptan haberi yok, onlardan fazla medet ummayın.

Domates reçeli. Yine meydanda bir yerlerde bir “yazıhane” var. Bildiğiniz masa, deri koltuk, sümen falan... Duvardaki raflarda da yüzlerce domates reçeli kavanozu. Seneler önce Salto ailesinden bir ileri fikirli, farklılaşmak için ne yapsam diye düşünürken tutmuş domatesten reçel yapmış. Bence hiç gerek yokmuş. Ama farklılaşmış mı, farklılaşmış. Domates reçeli Bozcaada’nın simgelerinden biri olmuş. Orijinal bir hediye arıyorsanız, neden olmasın?

Bacchus hediyelik eşya. Çınarçarşı Caddesi üzerinde, farklı hediyelik eşyalar satan bir dükkan. Ben içine tealight konan büyük rüzgar değirmenlerinden kaptım bir tane bizim balkona. Bir de tavandan iple sarkıttıkları mevlevi heykelcikler vardı, almadığıma pişmanım. Uğramamazlık etmeyin.

Son olarak, adanın bazı gerçekleri:
Adada banka yok (Ziraat var, onu da ben bankadan saymıyorum). Kredi kartı çoğu yerde geçmiyor. Mutlaka nakit taşıyın, üzülürsünüz.

Gazete feribotla geldiği için kıymetli. Geç geliyor, ciddi ciddi kuyruk oluyor, birkaç saat içinde de ıvır zıvır gazetelerden başka birşey kalmıyor.

Tenedos’ta görüşmek üzere...

Share this post!

Bookmark and Share

6 yorum:

Siminya dedi ki...

bitirdi beni görüntüler, anlatım, şahane şahane.

Didem dedi ki...

Merhaba,
Gezi notların ve fotoğrafların çok güzel.
Bu haftasonu Bozcaada'ya gidiyorum. Verdiğin bilgiler çok işime yarayacak .Çok teşekkür ederim.

Sevgiler

yasamladans dedi ki...

Allahım muhteşem görüntüler..umarım bir gün görmek kısmet olur..

Kasımpatı dedi ki...

Biz bu ara gitmeyi planlıyorduk,bazı şeyler gözümüzü korkuttu.
Fakat verdiğiniz bilgiler doğrultusunda temkinli gitmeyi planladık : )
Öylesine güzel ve ayrıntılı anlatmışsınız ki GOOGLE'de başka bir bilgi aramamıza gerek kalmadı.
Fotoğraflar da şahane..
Bunlar NOT değil İNCE DETAY ama : )
Sonsuz teşekkürlerimle..

kaptan dedi ki...

sadece resimlere bakarak,anlatılanlar ile yetinmeyin.ertelemeyin bu şirin adayı ziyareti.özellikle ada camping ayrıcalığını yaşayın.

Sermin Evren dedi ki...

Sizden 5 yıl sonra 2013'de gidiyorum : ) fotoğraflara bayıldım