Önce, hikayeyi bilmeyenler için kısa özet: Nisan ayında Becks’in düzenlediği define avı yarışmasına Birant, Emrah ve ben katılıp birinci olduk. Ödül olarak da 1 ay boyunca tüm Avrupa trenlerinde geçerli olan bir Interrail bileti ve adambaşı 500 Euro kazandık.

Nisan’dan Ağustos’a kadar “oraya mı gitsek, buraya mı gitsek, ne zaman gitsek?” diyerek geçti. Birant Avrupa’nın batısına, ben doğusuna gitmek istiyorum. Emrah “Dalışa gitsek daha iyi değil miydi?” diye söyleniyor. Bir yandan hepimiz çalıştığımız için izinlerimizi ayarlamaya çalışıyoruz. Sonunda hepimizi memnun eden bir plan yapmayı başarıyoruz: Önce Birant yola çıkacak ve uçakla Paris’e gidecek. Paris’ten trenle güneye inip Barcelona, Sevilla, Granada’yı turlayarak İspanya’yı gezecek. Sonra kıyıyı takip ederek Cote d’Azur üzerinden İtalya’ya gelecek. Ben ve Emrah ise Birant’tan 10 gün sonra trenle yola çıkacak, Yunanistan’ı hızlı geçip feribotla İtalya’ya gideceğiz ve 2 Eylül’de Napoli’de buluşacağız. Tamamdır.
28 Ağustos gecesi evde çantalarımızı hazırladık. Az eşya almaya çalıştık yanımıza, ama meteoroloji bizden yana değil. İtalya’da hava cayır cayır, Balkanlar’da şakır şakır. Çantayı hem küçültmek, hem de hafifletmek için son anda uyku tulumlarını çıkarmaya karar verdik. Fakat bu kararımızdan çok pişman olduk ilerleyen günlerde. Kıyafetin yanı sıra fotoğraf makinemizi, gideceğimiz yerlerle ilgili rehber kitapları, haritaları, internetten indirdiğimiz notları, yolda okumak için 3-4 kitabı, günlük tutmak için defterleri, kalemleri ve tabii ki pasaportlarımızı, kredi kartlarını ve nakit paramızı koyduk çantaya (Gezi bitip de eve döndüğümüzde üşenmedim, yolda edindiklerimiz de dahil, yanımızda taşıdığımız rehber kitap, harita, not vb. matbuatı tarttım, 5 kilo tuttu :).

29 Ağustos akşamı, işyerinden koşarak eve gidip çantaları kaptık ve vapurla karşıya geçip kendimizi Sirkeci Garı’na attık. Trenimiz saat sekizde hareket edecek, kalkmasına yarım saat var. Becks’çiler bizi unutmamış, uğurlamaya gelmişler. Üstelik hediye olarak her birimize Europe isimli bir rehber kitapla birer koli bira getirmişler. Birant’ınkileri de bizim götüreceğimizi düşünmüşler, ama kitap kitap değil, bildiğin tuğla. Yalvar yakar dönünce alacağımızı söyleyerek kitaplardan ikisini geri verdik. Fakat biralardan kaçış yok! Pazarlık sonucu “İkram edersiniz etrafa” tavsiyeleri eşliğinde 12 şişeyi almaya razı olduk.

Bindiğimiz tren Türk ve Yunanlılar’ın ortak işlettiği Filia/Dostluk Ekspresi. O an bilmiyorduk ama, gezi boyunca görüp göreceğimiz en lüks tren bu oldu. Neşe içinde yataklara serildik ve Selanik’e doğru yola çıktık. Tarifeye göre Sirkeci-Selanik arası 12 saat. Ama Uzunköprü’de 1, Yunan sınır kasabası Pythion’da 3 saat beklemek suretiyle kafadan rötar yapan trenimiz sayesinde interrail ile ilgili ilk dersimizi de almış bulunduk. Nedir? Tarifelere takılmayacak, fazla plan program yapmayacaksın. Şu saatte indim, bu saatte bindim demeyeceksin. Akışına bırakacaksın. Rahat olacaksın. Çok rahat…

PAYLAŞ:

3 Responses

Yorum Yazın

Email adresiniz yayınlanmayacak.