Selanik’e vardığımızda saat öğlene yaklaşıyordu. Trenden inmeden 12 şişe ısınmış birayı kondüktöre hediye ederek hafifledik. Fazla beklemeden bir sonraki trenimize bindik ve 6 saatlik yolculuktan sonra Atina’ya vardık.

Burada bir parantez açıp bilmeyenler için interrail sistemini biraz anlatayım. Interrail neredeyse Avrupa’daki tüm tren işletmelerinin üye olduğu ve temelde gençlere ucuz seyahat imkanı tanıyan bir organizasyon. Bu ortak bilet, 2. sınıf trenlerde ücretsiz, daha yüksek sınıf trenlerde ise fark ödeyerek yolculuk etmenizi sağlıyor. Interrail için yakın zamana kadar 26 yaş sınırı varken, 26’dan büyükler için daha pahalı bir fiyat belirlenerek bu sınır kaldırıldı. Ayrıca biletin geçerli olduğu süreye veya ülkeye göre de bilet fiyatı değişiyor. 10, 20, 30 günlük biletler alabileceğiniz gibi, seçtiğiniz bir veya birkaç ülke grubunda geçerli olacak şekilde de bilet alabilirsiniz. Bizim biletimiz “global” denen 1 aylık ve tüm Avrupa ülkelerinde geçerli, en kapsamlı interrail biletiydi. Yani gez gezebildiğin kadar…

Görsel olarak ise, bu Interrail bileti denilen şey son derece teknolojiden uzak, kartondan mavi-beyaz bir kapağı ve içinde boş sayfaları olan bir koçandan ibaret. Kapak üzerine tükenmez kalemle isminizi ve pasaport numaranızı yazıyorlar. Sonra siz yolculuk etmek istediğiniz yeri zamanı geldikçe içindeki boş sayfalara kendiniz yazıyorsunuz. Görevliler kontrole geldiklerinde yazdığınız rotanın yanına “tamamdır” gibilerden bir işaret koyuyor. Bu kadar. Bir kere yola çıktıktan sonra bu bileti enine boyuna inceleyen görevli de pek yok. Fakat işin can alıcı noktası, öyle her trene elinizi kolunuzu sallayarak binemiyorsunuz. Binmek/inmek istediğiniz saat, gitmek istediğiniz yön/şehir, tren konforu/sınıfı gibi değişkenler yüzünden çoğu zaman rezervasyon yaptırmak ve ayrıca “supplement” denen bir ek ücret ödemek zorunda kalabilirsiniz. Bu ek ücret de paşa gönüle göre 1 ila 40 Euro arasında değişir. Tabii sizin paşa gönüle göre değil 🙂

Atina’ya vardığımızda tren istasyonundan bir harita alarak önceden ayarladığımız hosteli aramaya koyulduk. Neyse ki Hostel Dioskouros hem istasyona yakın, hem de Atina’nın en önemli hadisesi olan Akropolis’in hemen arkasında, bu kadar olur! Hostele adambaşı 22,5 Euro ödüyoruz. Bu fiyat ilk anda kulağa ucuz gibi gelse de, eskiyle karşılaştırınca gezginler için hayat gitgide zorlaşıyor denebilir. 90’larda 10 Mark’a Münih’te, 8 Dolar’a Lyon’da kaldığımı bilirim. Euro icat oldu, mertlik bozuldu.

Hostelimizin bulunduğu Plaka semti, Osmanlı döneminde olduğu gibi şimdi de çarşı görevi gören, turistik dükkanlarla dolu bir bölge. Her köşe başında rastlanan alımlı tavernaları ile başkentten ziyade bir tatil beldesinde olduğumuzu düşündürüyor. Bence Atina gündüz değil, gece dolaşılması gereken bir şehir. Gündüz sırt sırta vermiş betonarme yapıları, gürültülü sokakları ve yoğun trafiği nedeniyle -İstanbul’u hatırlattığından olsa gerek- gözünüze pek hoş görünmeyebilir. Fakat gece işler değişiyor. Kısa bayram-seyran tatillerinin ilk tercih edilen beldesi olmaya adaydır Atina: Ambiansı rahat ve sıcak, yemekleri damak zevkimize birebir uyuyor, gezilesi-görülesi yerleri var, Avrupa’nın diğer şehirlerine nispeten ucuz ve Türkiye’ye çok yakın mesafede. Daha ne olsun?

PAYLAŞ:

Benzer Maceralara Göz At

1 Yorum

Bir Cevap Yazın